Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
Giris
Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksınız.
Tarih: Çrş Eyl 15, 2004 9:49 am Mesaj konusu: Pearl Harbor_Solace
Alıntı:
Bilmeyenlere de geçen yillarda filmi ögretti.
Japon uçaklari Amerikan donanmasini bir sabah ansizin bastilar ve tam 96 zirhliyi batirdilar..
Oysa Hawaii'deki bu limanda, 97 donanma gemisi vardi..
Birine dokunmadilar..
Niye?.. cunku o geminin tepeden bakilinca bembeyaz gorunen guvertesinde bir kizil hac vardi..
O hastane gemisi idi..
Bombalar ve kamikazelerle dalan Japon uçaklari hastane gemisine dokunmadilar.
Cunku o gemi orada, oldurmek degil, yasatmak icin demirliydi..
Adi Solace..
Turkcesi Teselli.. uzuntu azaltan..
Solace savas boyu Amerikali annelerin uzuntusunu azaltti.
Tam 25 bin genci olumden kurtardi, Amerika'ya tasidi..
Ulke limanlarina her gelisinde, umutla umutsuzluk karmasasindaki kafalari ile anneler iskeleye kostular..
"Benim oglum da geldi mi?.."
Savas sonrasi hayatlarini Solace sayesinde kurtaran gencler bir dernek
kurar ve bir madalya yaparlar..
Uzerinde Solace'nin kabartmasi olan bir madalya..
Ve bunu gururla takarlar..
Devlet rahatsiz olur..
ikinci Dünya Savasi'ndan boyle savas karsiti bir sonuç cikar mi?..
Solace gemisini yok etmeye karar verirler..
Gemi sapasaglam.. Piril piril.. Jilet olur mu?..
Savas sonrasi yere serilmis ekonomi her dolara muhtac..
Uzak bir ulkeye satarlar.. Makyajini degistirip bambaska bir amaçla
kullanmasi icin..
O uzak ulke Turkiye..
Yok yahu!..
O gemi, unlu Ankara!..
Hastane gemisinden transfer gezi gemisi Ankara..
Vay canina!..
Turkiye, bugun Amerikalilar icin belki de hac yeri olacak, Gelibolu'nun Anzaklar'i cektigi gibi bir turizm anitina donusecek Solace'nin kiymetini bilmez..
Sefik Kaptan'la yaptigi Avrupa seferleri dillere destan olan Ankara sonunda ihtiyarlar ve
jilet yapilmak üzere hurdacilara teslim edilir..
1980'li yillarin basinda Ankara, izmir'de sokulurken, yillarin soktugu bir
eski anit da istanbul'da dikilmektedir.
Halic Tersanesi'ndeki Corlulu Ali Pasa Camisi'nin sadirvani..
Restorasyon gelir catida takilir.. cati kursun.. Kitlik yillari..
Kursun yok..
Etibank dahi geri cevirir..
"Kursun yok.."
Sadirvan catisiz kalacak..
Dort bir yana duyururlar..
"Kimde kursun varsa.."
Aliaga'da Ankara'yi soken hurdacilardan haber gelir..
"Gelin bizde var, alin.."
Bre aman..
Gemide kursun olmaz..
Ankara'da niye olsun..
caresizler ya...
Gider bakarlar..
Gercekten Ankara'nin sayisiz kamaralarindan biri, tamamen kursunla kapli..
Niye?..
Cunku burasi Solace'nin rontgen odasi.. Radyasyonun disari sizmamasi lazim..
Simdi yolunuz Halic'e duserse, Corlulu Ali Pasa sadirvanindan bir tas su
icerseniz, ya da yuzunuze iki avuc su atarsaniz serinlemek icin, unutmayin...
Catisina da bakin..
Orada, ikinci Dunya Harbi'nde, Pearl Harbor'da Japonlar'in batirmadigi tek gemiden bugune kalan son izleri goreceksiniz..
Tarih: Çrş Eyl 15, 2004 10:12 am Mesaj konusu: harika bir dizi yazıdan bir bölüm
Merhaba,
Bunu ilk defa Profilo Alış veriş merkezinde ki tiyatroda bir stand up show da dinlemiştim. Gerçi ona stand up denmez ama öyle yazdım birkere.
Sunay Akın ...
Bu adamı uzun yıllardır takip eden birisi olarak hayranım. Engin kültür birikimine, Türkçe'yi kullanışına vs vs.
Bu gösteride daha neler anlattı Sunay Akın bir şiir kıvamında gidenler bilir. Gitmeyenlere kesinlikle tavsiye ederim.
Orada birde sabahları Radyo programı yapan biriside vardı. Şu anda ismini hatırlamıyorum. Bu tarz programları dinleyenler eminim hatırlayacaklardır. Hatta Sivri sinek diye birde sanal karakter var.
Neyse uzatmayayım. Sunay Akın tek kelime ile bu tür birkaç olayı daha anlatmış ve beni bir kez daha o müthiş anlatımıyla tarihi yaşatmıştı.
İyiki bu yazıyı koymuşsun hasafrica. Tekrar hatırlamak çok güzeldi.
Kayıt: Jul 16, 2005 Mesajlar: 501 Nerden: İstanbul
Tarih: Çrş Eyl 15, 2004 11:48 am Mesaj konusu:
Sunay Akın ustadı bende uzun yıllardan berı takıp ederım hakıkatten denız asıgı ve arstırmacı bır kısılıktır. Ve hatta Best FM de yayın yapıyordu ama sanırım ayrılmıs hangı radyoya gectıgını de bulamıyorum. bılgısı olan varsa ve yazarsa cok mutlu olurum.
Kayıt: Oct 06, 2003 Mesajlar: 749 Nerden: istanbul
Tarih: Çrş Eyl 15, 2004 1:11 pm Mesaj konusu:
vay canına, çok ilginç bir öykü.
Bu arada Hıncal Uluç birçok yazısında Sunay Akın'dan sözediyordu. Bunu bir de sizden duyunca gidip izlemek farz oldu. Şimdi iyice merak etmeye başladım
Sunay Akın, uzun süredir Cumhuriyet gazetesinde pazar günleri Kule Canbazı adlı köşesinde yukarıdaki gibi yazılar yazmakta. Köşesinin adı Kızkulesi'ne hayran olmasından geliyor herhalde. Ele aldığı konular arasında özellikle kızılderililer, oyuncaklar ve deniz/denizcilik ön plana çıkıyor. Oldukça değişik bir insan, tarzını bazıları çok sever bazıları da çekilmez bulur.
Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.
İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale'den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..
Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum”... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe'ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...
Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe'ye.
Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı'ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.
Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.
Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de...
Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ... Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.
“Seni Seviyorum...”
Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:
“Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi...”
Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder.
Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..."
O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur.
Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur.
Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "Ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!..
Birde Çanakkalede batan bir savaş gemimizle ilgili harika bir hikayeside vardı.
Tam ayrıntılarıyla hatırlayamıyacağım ama sanıyorum Eruğrul gemisi ile ilgiliydi.
Alıntı:
Ertuğrul Gemisi ile gönderilen hediyeler, yerine ulaşmıştı. Fakat, hiç kimse bu ahşap geminin gidipte geri döneceğine inanmamıştı. Hatta, İstanbul’da hazır bekleyen zırhlı gemileri, “Bunlar Osmanlı’ya ait değil, onurumuz kırılır” diyerek göndermeyen devlet erkânı bile. Japonya’ya kadar gemi gitmişti. Geminin gitmesini sağlayan, geminin yeterli sağlamlıkta olması değil, gemiye tahsis edilen 5-10 marangozun çabaları olmuştu. Japonlar buna çok şaşırmışlardı ve “Mucize bir kez olur, bu gemi ile geri dönemezsiniz” demişlerdi. Marangozların da artık yapacakları bir şey kalmamıştı ve 502 kişi devlet tarafından resmen ölüme gönderilmişti.
Ertugrul gemisi Japonya'dan donerken batti. Hikayesi galiba bu gunlerde CNN tv de bir belgeselde yayinlanacak. Fragmanlari yayinlaniyordu..
Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.
İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale'den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..
Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum”... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe'ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...
Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları "Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe'ye.
Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı'ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.
Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.
Ege Denizi'nden Boğaz'a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de...
Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ... Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.
“Seni Seviyorum...”
Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:
“Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi...”
Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek,karşılık verilmesini emreder.
Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: "ebediyete kadar..."
O gece, Üsteğmen İsmail Türe'nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı'na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale'nin karanlık sularında kaybolmuştur.
Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar'a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu'ya ulaşan ilk denizaltı olur.
Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır "Ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!..
Kayıt: Jul 16, 2004 Mesajlar: 1074 Nerden: İstanbul
Tarih: Çrş Eyl 15, 2004 5:47 pm Mesaj konusu:
Hikayeler müthiş!!
Tesadüf, daha dün Hıncal Uluç'un yazısında okumuştum Sunay Akın'la ilgili;
14.09.04 Sabah, Hıncal Uluç
"Cuma gecesi Sunay Akın'ın gene o sabaha kadar sürse doyulmaz sohbetlerinden biri vardı.. Hem de nasıl soğuk ciğerlerimize işleyecekken, Sunay'ın sımsıcak yaptığı gönlümüzde takıldı kaldı..
Bir Sunay Akın sohbeti dinlemediyseniz, bir Sunay Akın kitabı okumadıysanız, bilin ki hayatınızda bir eksik var..
Önümde Çınar Yayınları'ndan (0 212 528 71 40 / www.cinaryayincilik.com) bir set var.. Sunay'ın şiirlerinden ve sohbetlerinden oluşan 10 kitap.. Alın başucunuza koyun. Her gece uyumadan önce rasgele bir tanesinin rasgele bir sayfasını açın ve uykuya tatlı tatlı dalın..." _________________ Si Bi Ef değil, Ce Be Fe
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız